Biz Egelilerde nedense bir alışkanlıktır ki genelde
tatil denilince, aklımıza ilk Güney Bölgesi gelir. Bu benim için de geçerliydi,
güneyde gezmediğim görmediğim yer neredeyse kalmamıştır fakat kuzey bölgesiyle
ilgili hep bir üşengeçlik hep bir erteleme söz konusuydu, ta ki bu son tatile
kadar. Bu sefer radikal bir değişiklikle son dakikada Kaş’a gitmekten vazgeçip
kendimi ve yakın arkadaşlarımdan Nihan’ı Kaz Dağı’na sürmeye karar verdim.
Düşünce aklıma düştükten sonraki ilk hareketim gideceğim yerle ilgili biraz bilgi toplamak oldu. Kaz Dağı adına okuduklarım değil ama duyduklarım çok tutarsızdı. Okuduğum kitaplarda ve kaynaklarda Kaz Dağı ile ilgili bir dünya mitolojik efsane olmasına rağmen, Kaz Dağı için söylenen şehir efsanelerinin yanında bunlar solda sıfır kalır. Giden gitmeyen herkesin orayla ilgili bir hikayesi vardı.
Kimine göre
çok güzel, kimine göre çok sıkıcı, kimine göre tehlikeli, kimine göre mutlaka
orada yaşanmalı. Kimine göre entellerin yeri, kimine göre huzurevi… Anladık ki
bu böyle olmayacak. Gözümüzü karartıp iki günlüğüne de olsa, kendimiz gözlemlemeye karar verdik.
