20 Kasım 2012 Salı

0 Monolog 1

    Hiç kendi duygularınızı tanımlayamadığınız ya da kendinizi anlayamadığınız oldu mu? Aslında çok kızdığınızı bildiğiniz halde yine de yakın durduğunuz zamanlar? Aklınızın sizinle dalga geçtiğini düşündüğünüz anlar? Kafanızda bir yerlerde birilerinin sürekli konuştuğu ve onlara cevap yetiştirmek durumunda hissettiğiniz ?

   Kaotik bir durum farkındayım. Şizofreni değilim eminim. Garip bir huzursuzluk benim ki. Nedenini bildiğim ama müdahale edemediğim. Bazen bilip de görmemezlikten geldiğim. Bazen her şey tamdır ama bir şey eksiktir. O eksikliğin ne olduğunu iyi bilirsiniz. İçinizde bir düğümdür çözmeye cesaret edemediğiniz ya da düğümü çözseniz de ipin diğer ucunun koptuğunu bilirsiniz. Birini çözüp diğerini düğümlerken bilirsiniz ki cesaretiniz kırılacak bir yerlerde. Neye inanmanız gerektiğinden şüphelenirsiniz, an gelir o şüphe dolu bakışları kendi üzerinize çevirirsiniz. Mideniz sıkışır, kusayım rahatlayım dersiniz ama kussanız da çıkmaz bilirsiniz. Daha derindedir çünkü çok daha derinlerde. Oraya indiğinizde vurgun yiyebilirsiniz. O zaman suni tenefüste faydasız bilirsiniz.

   Bazense bir kahve tadında gelir size. Mis gibi kokan bir kahve aynı sabah evin içerisini nasıl sarıyorsa ruhunuzu da aynı şekilde sarar ta ki soğuyana kadar. O anda kalmak istersiniz. İşte tam o anda. Ama tam bedeninizin, aklınızın ortasından geçer gider. Baka kalırsınız. Cesaret edemezsiniz. Cesaret etmek istemezsiniz. Durmak iyi gelir o anda. Durmak mantıklı olandır.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder